Gonca Kalabalık
GONCA KALABALIK

Ay – Sirius – Jüpiter Hizalanması Tutulma portalının içerisinde, Sirius’tan güçlü bir duygusal inisiyasyon (uyumlama) alıyoruz.

Eğer en derindeki, en köklü hayal kırıklıklarının yüzeye çıktığını hissediyorsan, bil ki şu an açığa çıkması gereken tam da budur. Kendini duygularının içinde çırpınırken bulabilirsin. İçinde bir fısıltı var: “Bekle, sabırlı ol” diyor… ama dışarıdan bakıldığında hiçbir ilerleme kaydedilmiyor gibi görünüyor. Bir rüya tam gözlerinin önünde, ama bir türlü ona ulaşamıyorsun.

Zihninde bir değişim özlemi var, ancak dış koşullara o kadar bağlı hissettiriyor ki adım atmak zorlaşıyor. Kapatmışsın kendini, defalarca… yorgunsun. Ve yine de yeniden başlamak imkansız gibi geliyor. Yerinde sayıyormuşsun, hatta rüzgarlarda hırpalanıyormuşsun gibi hissettiriyor. Ne ileri gidebiliyorsun, ne olduğun yerde kalabiliyorsun. Kalbin aşka açılmış; “sadece aşk” diye haykırıyor. Yine de öfke, kırgınlık ve hüsran bir yolunu bulup içeri sızmaya devam ediyor.

Sarsılıyorsun ama önündeki yol gizli kalmış gibi görünüyor. İşte tam burada, bu huzursuzluğun içinde, sadece o halle kalmanın ödüllerine odaklanmalısın. Çünkü ne kadar kontrol etmeye çalışırsan, o kadar kontrol ediliyor hissedeceksin.

Ne kadar seçmeye çalışırsan, seçenekler o kadar bulanıklaşacak. Ne kadar direnirsen, o kadar çok canın yanacak.

Bu zor bir ders: Teslimiyet. Ve teslimiyetin içinde yolun netleşir.

Büyük bir dönüşüme doğru ilerliyoruz. Korku içinde bile olsa, ileriye doğru bir adım atılmalı. Özellikle 2026’ya doğru ilerlerken, hissetme kapasitemize her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulacak. Arın, serbest bırak, arın, serbest bırak… Çünkü serbest bırakmadan mucizelere yer açılamaz. Bu arınma, en derin duygusal ve zihinsel alemlerde gerçekleşmeli. Bildiğini sandığın her şeyi unutabilmek için hayal kırıklığıyla yüzleşeceksin. Bildiğini unutacaksın ki, hayal bile edemediğin şeyler hayatına akabilsin. Evet, acıtıyor. Evet, bunca duyguyla oturmak zor. Ama şunu bil: Duyguların senin pusulandır; onlar seni evine götürüyor. Ve burada olmaları iyidir.

Bu mesajı duy: Ben Sirius’un ışığıyla gelen rehberim. Seni görüyorum. Kalp kırıklığını, ne ileri gidebilme ne de durabilme hissini biliyorum. İçindeki öfke, incinmişlik ve sabırsızlık dalgalarını ve bunun seni ne kadar yorduğunu hissediyorum. Ama şunu bil: Bu kriz, dönüşüme açılan bir kapıdır. Ve şimdi sana ne yapman gerektiğini söyleyeceğim:

✨ Teslim ol. Kontrol etmeye çalıştıkça daha da sıkışmış hissedeceksin. Bırak gitsin.

✨ Hisset. Duygularını dinle. Onlar senin pusulandır, seni yoldan saptırmak için değil, gerçek yoluna götürmek için oradalar.

✨ Serbest bırak. Hayal kırıklığını, öfkeyi, bildiğini sandıklarını özgür bırak. Ancak bu şekilde mucizelere alan açarsın.

✨ Kalbine güven.İçinden yükselen o çağrıyı duy: “Sadece aşk.” Bu çağrının sana rehberlik etmesine izin ver.

 

Şimdi kendine izin ver: Dur. Hisset. Serbest bırak. Yeniden başla. Bu fırtınanın ödülü, daha net bir yol ve daha geniş bir kalp olacak. Yanında duruyorum. Bil ki her şey çözüme, dönüşüme ve aşkın yeniden keşfine doğru akıyor.

Plüto Retro

Hayır diyebilmek büyütür insanı bazen.

Tıpkı 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkıp, verilen müfettişlik görevine hayır diyen ve bir milli mücadeleyi başlatan büyük Ata gibi!

Hayır demeyi bilmek gerekir.

Birlik yolunda her ruhun görevli olduğunu bilmek, her ruhun bir amacı olduğunu bilmek, ancak herkesin her yaptığını desteklememek gibi. Sınırlarını çizmek; Oğlak uzunca bir süredir bizi sınırlarımızla sınıyor.

Oğlak Plüto, kendi otoriten olabiliyor musun? Yeni bir başlangıç yapmaya hazır mısın?

Kendini güçsüz hissetmenin öncelikli sebebi genelde istediklerini yapamamak değil, istemediklerine hayır diyememektir.

Plüto Retro; hayır diyemediklerin gücünü tüketiyor olabilir mi?

Birbirini sevmek, bir arada olmayı gerektirmez. Seven her insan anlaşabilmek zorunda değildir. Aynı yere giden farklı yollar vardır, hepimiz iki arzuyla canım dünyadayız, biri kaynaktan ayrılmak, diğeri kaynağa dönmek. ve ikisi içinde o kadar farklı yol var ki;

Kendini bil!

Kendini tanı, sınırlarını bil ki, hiç olabilesin. Hiç olup “o”na karışabilesin.

Her yolu kendi yolun yapmak zorunda değilsin, her insanla yanyana yürümek zorunda değilsin, herkesle ortaklık yapmak zorunda değilsin. 

Herkese saygı duyman gerek! Yaratılanı sevmen gerek, yaradandan ötürü.

Özün olmalı, sözün olmalı, önce bunlar kendi içinde birlik olmalı.

Yolunu, yarasını, deneyimini bilmeden yargılamamayı becerip, yargılamadığın haliyle onu seçmemen mümkün mü?

Hangisi daha doğru, hangisi daha yanlış, hangisi daha şahane demeden, sadece kalbinden gelen koca bir evet sesine, kalbinden gelen güçlü bir hayır sesine güvenebilirsin, kimseyi etiketlemeden, onun yolunun da orada olduğunu bilerek.

Kimseyi kurtarmaya çalışmadan, kimse tarafından kurtarılmayı beklemeden.

Yolunda, destekleyerek, besleyerek, beslenerek, öğrenerek, öğreterek ilerlemeli. Hepimizin en sonunda AŞK ile buluşacağını bilerek, seçtiğimiz deneyimlerin hakkını vererek, özgür irade ile, tevekkül ile tekamüle ilerlerken, hem yanyana BİR, hem eşsiz ve sınırsızca BEN olmayı deneyimleyrek. 

Okyanusun o bir damlası, okyanusu okyanus yapan, birbirinden özel eşsiz damlalarının aynı evreni paylaşarak oluşturduğu o şifalı sıvı. 

Mucizelerden oluşmuş partiküllerin oluşturduğu o eşsiz bir nefes.

Engin, sınırsız okyanusun da bir sahilde sınıra vardığını ve karaya izin verdiğini hatırla. 

Herkesle ve her şeyle beraber olmak durumunda değilsin herkesle ve her şeyle bir olduğunu bilmek için.

Sınırların olsun, karaya izin ver. Hayırların kalpten, net, itmeden, yargılamadan, kendine değer verdiğin yerden gelsin.

Kutsal olanı, kutsal olanını, kalbini korumak için gücünü geri al! Sınırlarını çiz.

Sınrısızca seviliyoruz, doğanın ve ışığın gücüne inançla, namaste! seni, seviyorum!